Oca
25

Bulgaristan Genel Bİlgiler

COĞRAFYA

Koordinatlar:
43 00 K , 25 00 D

Yüzölçümü:
Toplam: 110,910 km 2
deniz: 360 km 2
kara: 110,550 km 2

Kara Sınırları:
toplam: 1,808 km
sınır komşuları: Yunanistan 494 km, Makedonya 148 km, Romanya 608 km, Yugoslavya 318 km, Türkiye 240 km

Deniz Sınırları:
354 km

İklim:
Ilıman iklim; soğuk, nemli kışlar; sıcak, kuru yazlar

Yeryüzü Şekilleri:
Kuzey ve güneydoğusu ovalık olan ülkenin büyük bir bölümü dağlarla kaplıdır.

Rakım:
En alçak nokta: Kara Deniz 0 m
En yüksek nokta: Musala 2,925 m

Doğal Kaynaklar:
Bakır, kömür, boksit, kereste, çinko, kurşun, tarıma uygun arazi,

Arazi Yapısı:
Tarıma uygun: 39 %
Kalıcı ekinler: 2%
diğer: 59 % (1998 tahmini)

Doğal Tehlikeler:
Deprem, heyelan

HALK

Nüfus:
7,621,337 (Temmuz 2002 tahmini)

Yaş Dağılımı:
0-14 yaş: 14.6% (erkek 572,961; kadın 543,004)
15-64 yaş: 68.5% (erkek 2,569,119; kadın 2,648,461) 65 yaş ve üstü: 16.9% (erkek 540,109; kadın 747,603) (2002 tahmini)

Nüfus Büyüme Hızı:
-1.11% (2002 tahmini )

Doğum Oranı:
8.05 doğum/1,000 nüfus (2002 tah.)

Ölüm Oranı:
14.42 ölüm/1,000 nüfus (2002 tah.)

Net Göç Oranı:
-4.74göçmen/1,000 nüfus (2002 tahmini )

Yaşam Ortalaması:
Toplam nüfus: 71.7 yıl
kadın: 75.22 yıl
erkek: 67.98 yıl (2002 tahmini )

Etnik Gruplar:
Bulgar 83.6%, Türk 9.5%, Roma 4.6%, diğerleri 2.3% (Makedonyalı, Ermeni, Tatar) (1998 tah. )

Dinler:
Ortodoks Bulgar 83.8%, Müslüman 12.1%, Katolik Roman 1.7%, Gürcü-Ermeni Protestan ve diğerleri 2.4%,

Okur-Yazarlık:
tanım: 15 yaş ve üstü okur-yazar
erkek: 99%
kadın: 98%
toplam nüfus: 98% (1989 tah. )

HÜKÜMET

Ülkenin Adı:
Bulgaristan Cumhuriyeti

Yönetim Şekli:
Parlamenter Demokrasi

Başkenti:
Sofya

Yerel Bölünme:
28 il; Blagoevgrad, Burgas, Dobrich, Gabrovo, Khaskovo, Kurdzhali, Kyustendil, Lovech, Montana, Pazardzhik, Pernik, Pleven, Plovdiv, Razgrad, Ruse, Shumen, Silistra, Sliven, Smolyan, Sofiya, Sofiya-Grad, Stara Zagora, Turgovishte, Varna, Veliko Turnovo, Vidin, Vratsa, Yambol

Bağımsızlık:
3 Mart 1878 (Osmanlı İmparatopluğu’ndan )

Milli Bayram:
3 Mart (1878)

Anayasa:
12 Temmuz 1991

Uluslararası Organizasyon

Katılımları:
ACCT, Australia Group, BIS, BSEC, CCC, CE, CEI, CERN, EAPC, EBRD, ECE, EU (aday), FAO, G- 9, IAEA, IBRD, ICAO, ICFTU, ICRM, IFC, IFRCS, IHO (askıda), ILO, IMF, IMO, Interpol, IOC, IOM, ISO, ITU, NAM (misafir), NSG, OAS (gözlemci), OPCW, OSCE, PCA, PFP, UN, UN Security Council (geçici), UNCTAD, UNESCO, UNIDO, UNMEE, UNMIBH, UNMIK, UNMOP, UPU, WCL, WEU (hakları sınırlı üye), WFTU, WHO, WIPO, WMO, WToO, WTrO, ZC

Türkiye’deki Diplomatik Temsilciliği:
Adres
Atatürk Bulvarı No:124 Kavaklıdere-ANKARA

Telefon
( +90 312 ) 467 19 48 - 467 20 71

Faks
( +90 312 ) 467 25 74

Türkiye’nin Arnavutluk’taki Diplomatik

Temsilciliği:
Adres
BOULEVARD VASIL LEVSKI NO:80 1000 SOFIA

Telefon
( 359-2 ) 980 22 70 - 987 14 64 - 987 29 84

Faks
( 359-2 ) 981 93 58

Teleks
( 067 ) 23026 TURKEL BG

E-mail
turkel@techno-link.com

EKONOMİ

GSMH:
Satınalma gücü paritesi - $ 48 milyar (2001 tah.)

GSMH - reel büyüme hızı:
4% ( 2001 tah. )

GSMH – kişi başına:
Satınalma gücü paritesi - $ 6,200 (2001 tah.)

GSMH – sektörlere dağılım:
tarım: 14.5%
endüstri: 27.8%
hizmet: 57.7% (2000 tah.)

Yoksulluk Sınırı Altındaki Halk:
35% (2000 tah.)

Enflasyon Oranı

(Tüketici fiyatları):
7.5% ( 2001 tah. )

İş Gücü:
3.83 milyon kişi (2000 tah.)

İş Gücü – sektörlere dağılım:
Tarım 26%, endüstri 31%, hizmet 43% (1998)

İşsizlik Oranı:
17.5% (1999 tah.)

Endüstriler:
Elektrik, gaz ve su, yiyecek, içecek ve tütün, makine ve araç, metal, kimyasal ürün, kok kömürü, petrol, nükleer yakıt

Tarım ve hayvancılık- ürünler:
Sebze, meyve, tütün, şarap,şeker pancarı, ay çiçeği, buğday, arpa, çiftlik hayvanı

İhracat:
$4.6 milyar (2001 tah.)

İhracat - mallar:
Giyim, ayak giyimi, demir ve çelik, makine ve araç, yakıt

İhracat Yaptığı Ülkeler:
İtalya 14%, Almanya 9%, Yunanistan 8%, Türkiye 10%,Yugoslavya 8%

İthalat:
$6.2 milyar (2001 tah.)

İthalat - mallar:
Yakıt, makine ve araç, mineral, ham madde; kimyasal ürün ve plastik; metal ve maden cevheri; yiyecek,tekstil ürünleri

İthalat Yaptığı Ülkeler:
Rusya 24%, Almanya 14%, İtalya 8%, Yunanistan 5% Fransa 5% (2000)

Dış Borç:
$10.2 milyar (2001 tah.)

Para Birimi:
Lev (BGL)

Döviz Paritesi:
1 US-2.2147 LEVA (Ocak 2002)

ULAŞIM

Demiryolları:
4,294 km

Otoyollar:
Toplam: 37,288 km
asvaltlı: 33,786 km
stabilize: 3,502 km (1990 tah.)

Limanlar:
Burgas, Lom, Nesebur, Ruse, Varna, Vidin

Havaalanları:
215 (2001), (129 asvaltlı, 86 stabilize)

Helikopter Alanları:
1 (2001)

Bulgaristan http://www.ireminternet.com/html/bg
Bulgaristan ile Bilimsel, Kültürel ve Sportif İlişkiler http://www.ozturkler.com/data/0008/0008_05_23.htm
Bulgaristan Türkleri http://www.ozturkler .
Bulgaristan Türkleri http://www.yesevi.org/tdbm/bulgartr.html
Bulgaristan Türkleri http://www.turkhaber.org/34.html

Basın Yayın

Balkan Sentezi Gazetesi http://www.balkanturkleri.org.tr/balkansentezi.html
Zaman Gazetesi Web sayfasında ulusal ve uluslararası haberler, yorumlar, spor, magazin, ekonomi, sanat ve kültür bölümleri yer alıyor. Tüm Bulgaristan halkına yönelik olarak 8 yıldır kesintisiz yayınlanan tek Türkçe gazete. http://www.zaman-bg.com
İşhayatı ve Ekonomi

Bulgaristan Ülke Bültenihttp://www.deik.org/bultenler/200210793138bulgaristan-ekim2002.pdf
Sevda Koyçeva - Bulgaristan”ın Plovdiv (Filibe) kentinde Türk iş adamlarına tercümanlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunan ofisin sayfası. http://koycheva.4mg.com
Dernekler, Vakıflar

Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği http://www.balkanturkleri.org.tr
Bulgar Türkleri Sitede bu ülkedeki Türk kökenliler hakkında kısa bir yazı ve bu konuda yayınlanmış kitapların listesi yer almaktadır. http://www.geocities.com/huseyin_memisoglu
Bulgaristan”la Yeni Dönem http://groups.yahoo.com/group/turkoloji/message/3507
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği http://www.bulgaristanturkleri.8m.com
Ömer Lütf Türk Kültür Derneği ÖLKD - http://olkd.freeservers.com Ömer Lütf Türk kültür derneğinin web sayfasına hoşgeldiniz.Sayfamızda Türkçe,Bulgarca ve İngilizce bölümler bulunmaktadır. Dernek ve faaliyetleri tanıtılmakta, diğer Balkan Türkleri ile ilgili derneklerin listesi, haberler, ve linkler yer almaktadır.
Türk Dünyası Kırcaali Kültür Merkezi http://kircali.hit.bg
Rumeli Türkleri - http://rumeliturk.tripod.com Bulgaristan Türkleri ile ilgili bilgiler, tarihçeleri, haberler, linkler içeren bir site.
Din

Cem Vakfı Bulgaristan Gezisi http://www.cemvakfi.org/faaliyet/bulgaristan.htm
Ülke Raporu

TİKA Bulgaristan Raporu http://www.tika.gov.tr/tur/yayin/yukle/bulgaristan.pdf
BULGAR i. Bulgaristan halkından veya bu halkla aynı soydan kimse. || [İsim tamlamalarında] Bulgarlar, Bulgaristan: Bulgar müziği.
—İşl. Bulgar işlemesi, değişik dokumalar üstüne genellikle pamuk ipliğiyle yapılan ye elbiselerde süs olarak kullanılan renkli işleme. (Çok karışık ve canlı renklerde yapılan bu işlemelerde dik ve eğik iğne işleri, kanaviçe ve sap işleri yer alır.) [LM]
BULGAR veya BOLGAR. Esk. coğ. X.-XI. yy.da, Volga Bulgarlarının başkenti. Şehrin yıkıntıları, Tatar Sovyet Sosyalist Muhtar cumhuriyetinin Kuybışev bölgesinde, Bolgarı köyündedir. V. yy.dan itibaren Çin ile ticarî ilişkiler kuran ve 3,5 km2 yer kaplayan şehrin üç tarafı hendekle çevrilidir. Nüfusunun 50.000 olduğu tahmin edilmektedir. Bulgar şehrine ait ilk bilgiyi, 922’de burayı ziyaret eden İbn Fadlân verir. 976 yılına ait eski paralarda da Bulgar adına rastlanır. O zamanlar, şehir milletlerarası bir pazar yeriydi. X. yy.da Suvar şehriyle yaptığı mücadeleyi kazanarak üstünlük sağladı. Fakat XII. yy.da feodal çekişmeler sebebiyle, daha sonra ise XIII. yy.da Moğol istilasıyla eski önemini kaybetti (1236). XIV. yy.da tekrar kuvvetlenen şehirde bu devre ait birçok sanat eseri vardır. Dörgen camii, Sv. Nikolay kilisesi, Manastır bodrumu, Han türbesi, Kara Saray adlı cami, Ak saray, Kızıl saray, günümüze kadar gelebilen eserlerdir. Yapılan kazılarda evler, su yolları, taş döşeli kaldırımlar, havuzlar ortaya çıkarıldı ve ayrıca büyük dökme kazanlar, sobalar bulundu. Şehrin batısında, XIV. yy.a ait Yunan sarayının yıkıntıları vardır. Şehir, 1431’de Moskova Prensi Kör Vasil’in askerleri tarafından yıkıldıktan sonra Volga bölgesinin merkezi Kazan şehri oldu.
BULGARCA Bulgaristan’da ve Balkan yarımadasında Bulgarların yaşadığı bölgelerde konuşulan İslav dili. Sırpça, Hırvatça ve Slovence ile birlikte, İslav dillerinin güney kolunu meydana getirir.
—ANSiKL. Bulgarca, Eski Bulgarca (IX.-XI. yy.), Orta Bulgarca (XII.-XV. yy.) ve Yeni Bulgarca (XVI. yy.dan sonra) dönemlerine ayrılır. En eski dil örnekleri arasında Kiril ve Methodios (IX. yy.) kardeşlerin Kutsal Kitap’tan çevirdikleri parçalar yer alır. Bu metinlerde Sloven dilinin Selânik lehçesi kullanılmıştır. Çar Samuil’in 993 tarihli yazıtı da en eski metinler arasındadır. Bunların diline Eski Pannonca, Eski Slovence, Eski Kilise İslavca’sı adı verilir. Eski Bulgarca’nın gelişmesiyle: 1. Bulgar Kilise İslavca’sı veya Orta Bulgarca, 2. Sırp-Hırvat Kilise İslavca’sı, 3. Rus Kilise İslavca’sı meydana geldi. Yerli diller, Kilise İslavca’sında değişiklikler yaptı. Bulgarca, XIX. yy.ın ortalarında modern bir edebiyat dili olmaya başladı.
• Fonetik. Eski Bulgarca, Güney İslav grubundandır. Başlıca özelliği damaksıllaşmanın sınırlı olmasıdır. Ünsüzler arasında *or>ra, *ol>la gibi değişimler olur. Doğu ve Batı gruplarından Ana İslavca’daki *t’ sesinin; şt’; *d’ sesinin jd’ oluşuyla ayrılır. Ana İslavca’daki genizsi a ünlüsü ile i ve u yarı ünlülerinin sabit kalması ise bu dili Sırp-Hırvat kolundan ayıran özelliktir.
Ana İslavca’daki ı sesi Eski Bulgarca’da aynen kaldı, Yeni Bulgarca’da ve Sırp-Hırvat-Sloven kolunda i’ye çevrildi. Kelime içi l sesi Sırp-Hırvatça’da düşen seslerdendir. Kelime başı y bakımından Sırp-Hırvat kolu Yeni Bulgarca ile ortak özellikler gösterir. Bulgarca, yer yer, ünlü yerine çınlamalı seslere dayanan bazı İslav dillerine karşılık hecelerini ünlülerle destekler. Ana İslavca’da damaksı i ile sert u Eski Bulgarca’da genellikle hafif ı değerindeydi. Fakat yer yer tam ünlü haline de gelmişlerdi. Yeni Bulgarca’da birinci ünlüleşme denilen i > e ve u > o değişimi meydana geldi. Bu değişimin dışında kalanlar ikinci ünlüleşmeyi meydana getirdi. Bugünkü Bulgarca’da eski i başlı başına bir ses olmaktan çıkmıştır. Sadece kendinden önceki ünsüzü damaksıllaştırmıştır. Eski u sesi ise kelime sonundaki ünsüzleri serleştirmeye yarar, kelime içinde ı değerindedir.
Ana İslavca’nın genizsi õ vokali Eski Bulgarca’da ã oldu. Yeni Bulgarca’da a değerini aldı. Genizsi ? sesi bu niteliğini kaybederek düz e (bazen de a) oldu.
Orta Bulgarca’da genizsi değişimi denen olay da görülür. Genizsi olmayan bazı ünlüler de değişmiştir. Eski Bulgarca’nın y sesi Yeni Bulgarca’da i ve i olmuştur.
Ana İslavca’da tam bir ikili-ünlü olmayan ie sesi Eski Bulgarca’da açık e’ye yakın bir sesti ve kendinden önceki ünlüyü damaksıllaştırmış ea, ia haline getirirdi. Sonradan düz e’ye çevrildi. Lehçelerde nadir olarak a haline geldi.
Bulgarca’da ünsüzler çok az değişti. Eski Bulgarca’daki H, ş, j, tş, ç sesleri Ana İslavca’da da olan sızıcı ve ıslıklı ünsüzlerdi. Bulgarca’da vurgu sabit değildir.
• Morfoloji ve sözdizimi. Eski Bulgarca isimler eril, dişil ve yansız cinslerdeydi. Sayıya göre ve 7 hal içinde sentetik olarak çekiliyordu. Orta Bulgarca’da bazı çekim halleri birleşti ve sistem basitleşti. Yeni Bulgarca’da isim çekimi sistemi bütünüyle değişti, ön edatlarla analitik şekilde yapılmaya başlandı Eski sentetik çekim kısmen zamir çekiminde kaldı. Yeni Bulgarca’da, Rumen ve Arnavut dilerinde olduğu gibi ismin sonuna gelen bir harfi tarif de vardır. Sıfatlar cins ve sayı bakımından isimlere uyar. Yeni Bulgarca’da sıfatların üstünlük dereceleri analitik olarak po ve nay edatlarıyla yapılmaktadır.
Bulgarca’da, fiiller, Yeni Yunanca ve Arnavutça’da olduğu gibi eski mastar şekillerini kaybetti. Yeni Bulgarca’da söz dizimi de değişim gösterdi.
İsim cümleleri bırakıldı. Cümleler altsıralı cümlelerden çok, yan sıralı cümlelerle kurulmaya başlandı.
• Sözlük. Eski Bulgarca’nın sözlüğü aşağı yukarı sabit kaldı. Yeni Bulgarca, Türkçe başta gelmek üzere Yunanca, Rumence, Arnavutça, Farsça’dan kelimeler aldı. Türk asıllı kelimelerin bir kısmı Eski Bulgar Türkçesinden geçmişti. Buna sonradan Osmanlı devrine ait olanlar da eklendi. Yeni Bulgarca’da -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de kullanılır. Türkçe köklere Bulgarca ekler getirilerek mastarlar yapılır.
• Lehçeler. Bulgaristan, lehçeler bakımından Doğu ve Batı gruplarına ayrılır. Aradaki sınır Niğbolu’dan güneybatıda Petriç’in doğusuna iner. Geniş bölüm Doğu Bulgarca alanındadır. Edebî Bulgarca, Tırnova lehçesine dayanır. Doğu Bulgarca üç alt bölüme ayrılır: arkaik nitelikteki Güneydoğu lehçesi, daha az arkaik Kuzeydoğu lehçesi ve güneybatı Orta Rodoplar lehçesi.
Bulgarca ile Sırpça arasında yer alan Makedonya lehçeleri sonradan Yugoslavya Federatif Halk cumhuriyetini meydana getiren 6 cumhuriyetten biri olan Makedonya’nın resmî dili oldu.
• Yazı. IX. yy.ın ilk yarısında Yunan harfleri kullanılmıştı. Selânikli papaz Kiril ve Methodios kardeşler 863 sıralarında Bizans yazısına dayanarak glagolit alfabeyi hazırladılar. Kiril’in öğrencilerinden Kliment Kirilik alfabeyi meydana getirdi. Yeni Bulgarca’nın alfabesi Kirilik yazıya dayanır. imlâ İkinci Dünya Savaşından sonra yeniden düzenlendi.
BULGAR dağları. Bk. BOLKAR DAĞLARI.
BULGARÎ i. (Bulgar’dan). Küçük boy, dört telli bağlama çeşidi.
—ANSiKL. Anadolu’nun güneybatısında, Çukurova taraflarında, Kayseri bölgesinde hâlâ kullanılan bir sazdır.
Eski Volga boylarında yerleşip Müslümanlığı kabul eden Bulgar adlı Türk boyundan bazı oymaklar Kars yoluyla Anadolu’ya inerek Toroslara komşu bazı yaylalarda konar-göçer olmuşlardı; çalgının onlardan kaldığı ileri sürülür. Bu çalgı Anadolu ve Rumeli’de kullanılmamakla birlikte, tanbur-ı Bulgarî adıyla, geçen yüzyılda güneyden Mısır’a kadar yaygındı. Zamanla bazı tertip farklılıklarına uğradı. Evliya Çelebi’nin çalgı çeşitleri arasında bu çalgıdan söz etmemesi XVII. yy.da İstanbul’un Bulgarî’yi bilmediğini gösterir.
BULGARİS (Dimitrios). Bk. VULGARİS.
BULGARİS (Evgenios). Bk. VULGARİS.
BULGARİSTAN, Bulgarca Bılgariya, resmî adıyla Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, Balkan yarımadasında devlet; Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye’nin Avrupa’daki parçası arasında; 110.927 km2; 8.258.000 nüf. (1966’da). Başkenti Sofya (801.111 nüf.). Başlıca şehirleri: Filibe (222.508 nüf.), Varna (180.110 nüf.), Rusçuk (128.888 nüf.), Burgaz (106.300 nüf.), Eski Zağra (89.000 nüf.), Pernik (82.600 nüf.), Plevne (80.200 nüf.), İslimye (67.500 nüf.), Kolarovgrad (61.900 nüf.), Tolbuhin (54.500 nüf.), Hasköy (56.500 nüf.), Yanbolu (57.000 nüf.). Bulgaristan, Ege denizinin kuzeyi ve aşağı Tuna vadisinin güneyindeki dağlık bölgededir. Bir yandan Orta Avrupa ve Doğu Avrupa, öte yandan da Akdeniz kıyısındaki Avrupa arasında bir geçiş ülkesidir.

COĞRAFYA
Fizikî ve beşerî coğrafya
Fizikî bakımdan, Bulgaristan iki büyük bölgesel bütüne bölünebilir: 1. Tuna ovaları, nehirden Balkan sıradağlarına kadar uzanan eğimli büyük yaylalardan ve Balkan sıradağlarından meydana gelen bütün; 2. Meriç havzasını (eski tarihî Rumeli bölgesi) ve bu havzayı çevreleyen dağları (kuzeyde Orta Balkan, güney ve güneybatıda Rila, Pirin ve asıl Rodop dağlarını içine alan Rodop kütleleri) kapsayan bütün.
• Tuna Bulgaristanı, Balkan sıradağlarından Tuna’ya doğru yavaş yavaş eğilen geniş bir yaylalar şeridini kapsar. Aşağı Tuna’nın sağ kıyıdan aldığı kollar (Lom, Ogosta, Vit, İsker ve Yantra) burada kenarları dik ve çoğunlukla dar vadiler açar. Bir balçık örtüsü bu yaylayı büyük ölçüde tahıl tarımı yapılan bir bölge haline getirir; tütün ve pamuk gibi sınaî değeri olan tarıma da elverişlidir.
Vadilerin yamaçlarında bağlar ve meyve ağaçları önemli yer tutar. Vadilerde pirinç tarlaları eski nemli çayırların ve kenevir tarlalarının yerini almıştır. Romanya kıyısında iyice genişleyen nehir ovası, Bulgaristan topraklarında ancak süreksiz şeritler meydana getirir; çünkü yayla, çoğunlukla nehrin yanı başına kadar sokulur; nehrin yanında yirmi-otuz metre yükseklikte yarlar yer alır. Balkanlara yaklaşıldıkça yayla git gide engebelenir: çeşitli tarım yapılan değişik manzaralı bir tepeler ve havzalar bölgesine geçilir. Burada bağlar ve meyve bahçeleri git gide sıklaşır. Tuna Bulgaristanının iklimi, kara iklimidir ve komşu Eflak’ınkine çok benzer; içinde bulunduğu enleme rağmen kışlar, iyice sert geçer. Plevne’de Ocak ayı ortalaması -4°C’dir ve yılda en az iki ay sıcaklık sıfırın altına düşer. Buna karşılık yaz mevsimi sıcak geçer; Temmuz ortalaması +23°C’dir. Yağışlar çoğunlukla yaz mevsiminde olur. Ama yaz mevsiminin sonu, doğuya doğru gidildikçe kuraklaşır. Luddgora (eski Deli Orman) adı verilen yaylanın doğu kesimi yarı çorak bir steptir; bu step güney Dobruca’da da devam eder. Güney Dobruca’da tahıl tarımı daha dengesizdir; verim yıldan yıla değişir.
Tuna Bulgaristanı’ının güney sınırını Balkan dağları meydana getirir; Balkan dağları Alp ve Karpat kıvrılmaları sistemindendir; Tuna kıyısında, Demirkapı bölgesinde birdenbire çatallanır ve güneybatı Karpatlara eklenir. Bu kütle billûrsu ve başkalaşmış kayaçların uzun süreli yükselmesinden meydana gelmiştir. Topoğrafya, piramitlerden ve körelmiş sırtlardan meydana gelir. Sıradağın genel ekseni batıdan itibaren alçalır; ama en yüksek nokta batı ve doğu Balkanlar arasında geçiş bölgesini meydana getiren (yükseltisi 1.500 m.den çok) yerdedir. Botev (esk. Yumrukçal) tepesinde 2.375 m.ye ulaşır. Doğu Balkanlarda, 1.500 m.yi aşan tepelere pek ender rastlanır. Kolaylıkla aşılabilen Balkan dağları Karadeniz yakınında iyice alçalır ve birçok sıradağa bölünür.
• Balkan Bulgaristanı, kuzeyde, birbirini izleyen bir havzalar dizisinden (bu havzalar Balkan dağlarının eteğinde toplanmıştır; güneybatıda Rodop bütünüyle sınırlanır), güneyde de Balkan dağlarına paralel yüksekliklerden (“Orta Balkan” [Sredna Gora]) başlar. Havzaların en büyüğü ve en önemlisi Sofya havzasıdır; Balkan dağlarını boğazlardan geçerek aşan İsker aracılığıyla Tuna’ya doğru akaçlanır. Orta Balkan ve Balkan dağları arasında, daha doğuya doğru, Levskigrad (Karlıova) ve Kızanlık havzaları birbirini izler. Bu havzalar kuzey yönünde rüzgârlara kapalıdır, yazlar çok sıcak ve güneşli geçer. Dağlardan inen sular, havzaları kuraklık tehlikesine karşı korur ve birçok yerin sulanmasını sağlar. Ama kışlar özellikle Sofya havzasında aşırı sertliğini muhafaza eder. Sofya havzası az ölçüde dağ iklimi özellikleri gösterir. İklimi en iyi havza Kızanlık havzasıdır; burası meyve ağaçları, bağlar ve ünlü çiçek (gül) bahçeleriyle örtülüdür.
Balkan Bulgaristanı’ının başlıca bölgesini geniş Filibe havzası meydana getirir. Burası Balkan sıradağları, Orta Balkan ve eski dağlardan meydana gelen Rodop bloku arasında kalan bölgedir; Meriç tarafından akaçlanır. Filibe doğuya, doğru gidildikçe çoraklaşan bir ovadır, eski hayvan yetiştiriciliğinin yerini yavaş yavaş tarım almaktadır. İklim burada da kara iklimidir; ova yalnız Karadeniz yönünde rüzgârlara açıktır: yaklaşık olarak Ocak ortalaması +l°C’dir, Temmuz ortalaması 22°C ile +24°C arasında değişir. Yağış rejiminin özelliği, yağmurların yaz mevsimi başında çoğalmışıdır. Meriç havzasının doğu kesimi kuraklıktan zarar görür. Bununla birlikte havzanın büyük kısmında tahıl, tütün ve keten, güney ve kuzey kenarlarında da bağ ve meyve ağaçları yetiştirilebilir.
• Bulgaristan’ın güneyinde büyük bir dağlık kütle vardır; Rodop adı verilen bu kütle, aslında birbirinden iyice farklılaşmış iki billûrsu kütleden meydana gelir: batıda Rila (2.925 m) ve Pirin kütleleri (2.915 m); doğuya doğru asıl Rodop’u meydana getiren ve en yüksek yeri 2.191 m olan yüksek topraklar kütlesi. Bu dağlar sık korularla örtülüdür; yaz otlakları buradadır. Rodop’lar maden (linyit, madenler) bakımından zengindir ve Balkan dağlarının yanı sıra Bulgaristan’ın başlıca hayvan yetiştirme bölgelerinden birini meydana getirir. Güney kenarlarında Bulgaristan’ı Yunan Trakya’sından ayıran sınır uzanır.

iktisadî coğrafya
Bulgaristan’da tarım iktisâdı hâlâ ön planda gelir. Köylüleri sebzecilikten büyük gelir sağlarlar; ayrıca, buğday, mısır, meyve, üzüm, sebze (soğan, domates, biber), pamuk ve millî ürün olan tütün de yetiştirilir. Köylülerin çoğu üretim kooperatiflerinde toplanmıştır. Çiftliklerde, dağlarda uygulanan hayvan yetiştiriciliği (2.000.000 sığır ve 10.000.000 koyun ile önemli sayıda domuz ve kümes hayvanı) de önemlidir.
Sosyalist tipte bir sanayi kurmak için yapılan ilk planlar sanayiin önemini artırdı; eskiden beri var olagelen küçük besin ve dokuma sanayiine önemli linyit (yılda 17 milyon ton kadar), demir filizi ve demirsiz madenler (kurşun ve çinko) çıkaran şantiyeler, hidroelektrik santraller (elektrik üretimi 10 yılda on beş kat arttı), metalürji fabrikaları (Dimitrovo bölgesi) ve kimya fabrikaları (Dimitrovgrad) eklenmesiyle, sanayide kalkınma gerçekleşti. İktisadî kalkınmada, şehir nüfusunun da hızla arttığı görüldü. 1950’de 100 kabul edilen maddî net üretim indeksi, 1965’de 180 oldu. Bu devrede kişi başına üretim yüzde 70 arttı, millî gelir piyasa fiyatıyla iki kat kadar yükseldi. Bu gelişmenin sanayiin hızlı kalkınmasıyla yakın ilişkisi vardır: sanayi 1965’te maddî net üretime (yüzde 34’ü tarım) yüzde 45 oranında katılıyordu. Toplam sanayi üretimi indeksi 1958’de 100 iken 1965’te 238’e yükseldi. Özellikle imalât metalürjisi (1965 indeksi 400), kimya (356) ve elektrikte (314) artış hızlı oldu. 1958-1966 arası 11,5’ten 25 Mt’ye yükselen ve elektrik elde etmeyi sağlayan linyit çıkartımının artışı enerji üretiminin çoğalmasına yol açtı. Ülkede sürekli olarak görülen kömür, demir ve petrol kıtlığı, özellikle S.S.C.B.’den yapılan ithalâtla giderildi ve çelik üretimi (1958’de 0,2 Mt’den 1968’de 0,7 Mt’ye) ile petro-kimya (Burgaz rafinerisinden beslenir) sanayii gelişti.
Tarım alanında toprakların hemen tamamı ortaklaştırıldı; kooperatif sayısında görülen azalmanın sebebi (1957’de 3.200, 1963’te 1.000’den az) verimlerini artırabilmek için bu kuruluşların birleştirilmesidir. Ticarî denge aşağı yukarı sağlandı. S.S.C.B. çok uzakta olmasına rağmen Bulgaristan’ın başlıca ticaret ortağıdır; Bulgaristan ihracatının yüzde 55’ini alır ve bu ülkeye ithalât oranında satış yapar. İktisadın kalkınma hızı (yılda yüzde 8) yürürlükte olan beşinci plan süresince muhafaza edilecektir. Milletlerarası turizmin gelişmesiyle (1967’de ülkeye 752.000 yabancı geldi) ödemeler dengesinde bir düzelme beklenmektedir.
Hayat seviyesi, gelişmiş ülkelere nispetle hâlâ düşüktür. Kişi başına gelir ortalaması 1965’te 400 dolar olarak kabul edilmişti; ama bu alanda da önemli gelişmeler gerçekleşmiştir. Özellikle sanayi kesiminde saat ücretleri 1958-1965 arası yüzde 30 artırıldı. Oysa bu devrede hayat pahalılığı ancak yüzde 5 artmıştır.

TARİH
Bugünkü Bulgaristan topraklarında Trak’lar oturuyordu: ülkeye M.Ö. 30’dan 8’e kadar Romalılar hâkim oldu. Augustus, iktidarının son yıllarında Bulgaristan’ı bir roma eyaleti (Mesia) yaptı. Claudius tarafından gönderilen bir temsilcinin yönetimindeki Mesia, Domitianus tarafından iki eyalete (aşağı Mesia ve yukarı Mesia) bölündü; bu bölmenin sebebi akınlara karşı aşağı Tuna’nın savunma sistemini sağlamlaştırmaktı; bugünkü Bulgaristan toprakları bu eyaletlerin ikincisi üzerindedir.
VI. yy.ın başından itibaren İslav kabileleri Mesia’ya girmeye başladılar; 581’den itibaren de buraya yerleştiler. Taş taş üstünde bırakmayan akınlarına rağmen sağ kalabilen yerli kabilelerin yanı sıra, toprakların kalabalıklaşmasına yol açtılar.
680 yıllarına doğru Karadeniz’in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesiyle Bulgar tarihi başlamış oldu. Hun imparatorluğu içinde önemli rol oynayan Bulgar Türkleri On-ogur grubundandır. Bulgar Türkleri 481’den itibaren yalnız Yukarı Tuna kıyılarında değil, Volga ve Kama vadilerinde de göründüler ve orada ilk Bulgar egemenliğini kurdular. Bu egemenlik Büyük Bulgaristan adıyla, XV. yy.a kadar sürdü. Aşağı Tuna bölgesine yerleşen Bulgar kabileleri ise daha önce birçok defa Balkanlar’ı yağmalamış, İstanbul’u tehdit etmiş (540, 558-559 akınları) ye Avarlar ile birlikte bu şehri ele geçirmeye çalışmışlardı (626); 679’da Asparuh Han yönetiminde bu kabileler nehri geri dönmemek üzere aştılar ve ovayı Balkanlara kadar işgal ettiler. Asparuh’un yerine geçen Tervel, imparator İustinianos’un tahtını yeniden ele geçirmesine askerî bakımdan yardım etti; İustinianos da Bulgarlara Trakya’nın büyük kısmını bıraktı; böylece imparatorluk başkenti savunmasız kaldı (755 akını); Konstantinos V, sonradan, bu bölgeyi geri almaya çalıştı (756’dan 775’e kadar 6 akın).
Bulgaristan topraklarının fethini IX. yy.da Krum tamamladı. Krum herkesin çekindiği bir handı, 809’da Serdika’yı (Sofya) işgal etti, imparator Nikephoros I’in ordusunu dağıttı, imparatoru öldürdü (811) ve İstanbul’u kuşattı (814). Şehir, Krum’un ansızın ölmesiyle kurtulabildi; ama imparator Leon, Krum’un oğlu Omurtag Hana Yukarı Meriç vadisinin Manan bölümünü Rodoplara kadar bırakmak zorunda kaldı. Bizans’taki bölünmelerden (İkona kavgaları) yararlanan Omurtag (814-831) ve Malamir (831-836), İslav topraklarını Arnavutluk’a kadar işgal ettiler, ama Ege denizine ulaşamadılar.

Birinci Bulgar krallığı
İşgalciler kendilerine Balkanlar’da tartışılmaz bir egemenlik sağlayacak kesin savaşa girmeden önce, kabile teşkilâtını terk ettiler ve bir devlet kurdular; bu değişikliği Bulgarların ilkel kabileler ve İslavlar ile çok çabuk kaynaşmaları hızlandırdı. Ama Bulgarlar dil bakımından İslavlaşırken bu yeni milletin yönetici unsurunu meydana getirdiler. Bulgar adıyla anılan bu milletin meydana gelmesinde başlıca etken, Boris I’in din değiştirmesi oldu. Boris başlangıçta Bizans’ın etkisinden kurtulabilmek için Roma’daki dinî liderliğini kabullenmeyi aklına koymuştu, ama sonra İstanbul’un fethini kolaylaştıracağını düşünerek İstanbul’daki patriğe bağlandı. 870’te Bulgaristan’a bir başpiskopos tayin edilmesi millî kilisenin kurulmasıyla sonuçlandı; bu millî kilisenin resmî dili İslavca’ydı; ayrıca Kiril harflerinin benimsenmesi de Bulgaristan’ın medenî bir ülke olmasına yardım etti. Sağlam temeller üstüne kurulan Bulgaristan’ın başına geçen Boris’in ortanca oğlu Simeon (893-927), Sırp topraklarını (Adriya denizi kıyıları dışında), Belgrad, Batı Makedonya ve Arnavutluk’a kadar kontrolü altına alarak Büyük Bulgaristan’ı kurmaya girişti. Simeon, Methody’nin çömezi Kliment’in yardımıyla bu topraklarda Hıristiyanlığı yaydı. İstilâ tehlikesi karşısında kalan Bizans imparatorluğu, Macar kabilelerinin duruma müdahale etmelerini sağladı (895); ama Bulgarların İstanbul’u tehdit etmelerini ve yıllık vergiye bağlamalarını (897) önleyemedi. Simeon, Edirne’yi iki kere (914 ve 923) ele geçirdi, İstanbul’u kuşattı. Şehir ancak İslavların Bizanslı Romanos I’in kışkırtması sonucu isyan etmeleriyle (924) kurtulabildi.
Simeon’un ölümünden az sonra Petr’in (927-969) imzaladığı barış antlaşmasıyla bu başarılar onaylandı. Sırbistan, Doğu Bosna, Karadağ’dan Valona’ya kadar Adriya denizi kıyıları (Durazzo dışında), Makedonya ve Selanik ile Ege denizi kıyılarında bütün Trakya’yı içine alan gerçek bir Bulgar imparatorluğu kuruldu. Bulgar hanlarına çar unvanı, Preslav başpiskoposuna da patrik unvanı verildi; ayrıca Bulgar kralı, imparatorun kızını aldı. Bu parlak dönem uzun sürmedi, çar Petr’in otoriter olmayışı ve Romanos I’in kışkırttığı Macar ve Peçeneklerin hücumları Bulgaristan’ı zayıflattı; ülke zaten hanedanların iç kavgaları, Sırpların düşmanlığı (931’de bağımsızlıklarını kazandılar) ve adının Bogomil olduğu sanılan bir rahibin yaydığı sapkın mezheplerle içten içe kemiriliyordu. Bogomil’in yaydığı mezhebin Küçük Asya’dan geldiği ye Mani’cilikle ilgisi olduğu sanılır.
Bu mezhep barış ve mal ortaklığı ilkelerine dayanıyordu. Bogomilciler, kilisenin ve büyük Bulgar senyörlerinin mallarını bölüştürmek isteyerek, köylüleri imparatorluğun yönetici çevrelerine karşı ayaklandırdılar; böylece Birinci Bulgar krallığının yıkılmasına yol açılmış oldu.
Yıkılma, genç çar Boris II zamanında (969-972) gerçekleşti. Ülkeyi önce Kievli Ruslar (967-972 istilâsı), sonra İoannes Tsimiskes yönetiminde Bizanslılar (972) işgal etti. Çar esir alındı, Bizans’a götürüldü ve hükümdarlıktan vazgeçirildi. Bizans, krallığı ilhak ettiği gibi patrikliği de kaldırdı. Yalnız Batı Bulgaristan bağımsızlığını koruyabildi.
Bizans işgalinin şiddeti, millî bir ayaklanma doğurdu (980); ayaklanmanın başına soylu bir Bulgar, Samoil geçti. Samoil, 986-995 arası Simeon’un krallığını Bosna’dan Tesalya’ya kadar yeniden kurdu; ama Selanik önünde başarısızlığa uğradı. Sperkheios bozgunundan (966) sonra, fethettiği yerlerin doğu kesimini kaybetti. Geçici bir kalkınma döneminin ardından (1005-1014). Samoil’in bir kumandanı, daha sonra da kendisi 1014’te yenildi. Samoil’in Strumca kıyılarında bozguna uğraması imparatorluğun sonu oldu. Basileios II (bu savaştan sonra Bulgar-kıran unvanını aldı) 15.000 harp esirinin gözlerini kör ettirdi ye bunları Samoil’e gönderdi; Samoil iki gün sonra öldü. 1018’de bütün Bulgaristan Bizans’a boyun eğdi ve eyaletlere bölündü.

İkinci Bulgar krallığı
Bizans hâkimiyeti 1018’den 1186’ya kadar sürdü. Son Bulgar kralının oğulları tarafından 1040 ve 1072’de çıkarılan isyanlar sonuç vermedi.
XI. yy.ın ikinci yansından itibaren Bulgaristan’ı Türk soyundan Peçenek, Guz ve Kumanlar istilâya başladılar. Özellikle Kumanlar (Kıpçak), Bulgaristan’da Bizans’a karşı beliren hareketleri destekleyerek, Asen hanedanı idaresinde, İkinci Bulgar Krallığı’nın kurulmasında başrolü oynadılar. Tırnova beyleri olan Kuman asıllı Asen ve kardeşi Petr, Bizans’ın Anadolu’da Selçuklu Türkleriyle uğraşmasından yararlanarak .Bulgaristan’ın siyasî ve dinî bağımsızlığını ilân ettiler (1186). Asen ve kardeşi Bulgaristan’ın eski başkenti Preslav’ı zaptederek, Bizans’ı kendileriyle barışa zorlandılar. Haçlı seferleri sırasında Latinlerin eline geçen Bizans’ta kurulan Latin imparatorluğunun yeni Bulgar krallığına açtığı savaş Edirne’de tam bir bozgunla sonuçlandı (1205). Kumanların da büyük ölçüde katıldığı bu savaşta Bizans imparatoru Bulgar kralına esir düştü.
Asen’in ikinci kardeşi Kaloyan Macaristan ile de savaşarak, Bulgar krallığının sınırlarını güneyde Filibe’yi, Makedonya’nın büyük kısmını, batıda Niş ve Sofya’yı içine alacak şekilde genişletti. Kaloyan, Bulgar kilisesinin Roma kilisesi ile birleşmesini kabul ederek Papa İnnocentius III’ten krallık tacı aldı (1204) ve böylece ikinci Bulgar krallığının Avrupa devletlerince tanınmasını sağladı.
Kaloyan 1207’de Kuman asıllı bir voyvoda tarafından öldürüldü. Boril adında bir zorbanın tahta çıkıp indirilmesinden sonra, Bulgar krallarının en büyüklerinden sayılan ve Asen hanedanından olan Asen II (1218-1241) tahta geçti. Asen II Epir’deki Komnenoslara karşı Klokotinitsa savaşını kazandı (1230). Edirne ve Dimetoka dahil Trakya’yı, Makedonya’yı, Arnavutluk ve Banat’ı sınırları içerisine kattı. İznik Rum imparatorluğu ile anlaşarak Bulgar kilisesini patriklik haline getirdi (1235).

Bulgar krallığı Balkanlar’ın en kuvvetli devleti olduğu sırada, 1241’de Moğollar Bulgaristan’ı çiğneyip geçtiler. Moğollar, Asen’in oğlunu Büyük Hanın metbuluğunu tanımaya zorladılar (1243). Moğol istilâsından sonra Bulgaristan çökmeye başladı. Arnavutluk, Makedonya ve Trakya kaybedildi. İç isyanlar başgösterdi. 1277-1279 yılları arasında İvaylo adında bir çoban tahta geçti ise de, bir kuman boyarı olan Terter, Tırnova’da çarlığını ilân etti (1279) ve Terter hanedanını kurdu. Terter, Moğol hakanını metbu tanıdı, fakat Bizans’ın nüfuz ve müdahalelerine son verdi. Terter zamanında Kuman Boyarları, Altınordu’nun batısına hâkim büyük Moğol kumandanı Nogay’a dayanarak, devlete sahip oldular. Bulgaristan’ın gerçek hâkimi Nogay’dı. Bulgar Boyarları ancak Güney Bulgaristan ve Rodoplar bölgesinde hâkim olabildiler. Gerçekte ise bu devirde Bulgar krallığı birliğini kaybetmiş bulunuyordu. 1300’de Nogay’ın oğlu Kaka, Bulgar tahtına oturdu ise de kayınpederi Sretoslav Terter onu öldürterek tahtı geri aldı. Terter’in oğlundan sonra, Tırnova’da toplanan büyük mecliste çar ilân edilen kuman boyarı Şişman, devletin birliğini kurmaya çalıştı ise de, Köstendil’de Sırp kralı tarafından büyük bir bozguna uğratıldı.
İvan Aleksandır zamanında (1331- 1371) Bulgaristan ikinci plana düştü. Sırpların Balkanlar’da üstünlük kurduğu bu devirde, Bulgar toprakları daha Murad I zamanında (1362-1389) alınmıştı.
İvan Aleksandır’dan sonra Bulgaristan, Osmanlılara bağlı 3 parçaya bölündü: Vidin, Dobruca beylikleri ve Tırnova krallığı. Yıldırım Bayezid devrinde Osmanlılara karşı çıkmaları üzerine, 1393’te Tırnova, 1396’da Niğbolu zaferinden sonra Vidin ve 1400’de Dobruca zapt olunarak Bulgar krallığı tamamen ortadan kaldırıldı.
Birincisinde olduğu gibi İkinci Bulgar krallığında da Kuman (Kıpçak) Türkleri büyük rol oynadılar, hâkim sınıf durumunu devam ettirdiler. Hızla Türkleştikleri için Moğollar zamanında da Bulgaristan’da kuman hâkimiyeti devam etti. XIV. Yüzyıl ortalarında kuzeydeki Türkler gibi, Bizanslılar da güç durumda bulunuyordu. Bu devirde kuvvetli olan Sırplar ve Macarlar üstünlük kurmak istemişlerse de bu sefer güneyden gelen Osmanlılar Bulgaristan’a hâkim oldular; Bulgaristan’a birlik, merkezîlik ve düzenli bir idare getirdiler. Bulgaristan’ı 500 yıl Osmanlılar idare etti. Osmanlı tarihi boyunca Anadolu’dan getirilen Türklerin yerleştirildiği Bulgaristan, Sofya’da oturan Rumeli beylerbeyi tarafından idare edilirdi. Bu devirde Bulgaristan Silistre, Niğbolu, Sofya ve Çirmen sancaklarına ayrılmıştı. 1864’te Avrupa kanunlarına benzetilerek hazırlanan vilâyet kanunuyla teşkil edilen Tuna vilâyeti, Rusçuk, Varna, Vidin, Tolci (Tulca) ve Tırnovi sancaklarına ayrıldı. Bu idare, 1878’de Bulgaristan prensliği kuruluncaya kadar sürdü. Bulgaristan, Osmanlılar zamanında, imparatorluk merkezine yakınlığı ve sefer yolları üzerinde olması bakımından, ticarî yönden gelişti. Osmanlılar, Bulgar tüccarlarına büyük imtiyazlar tanıdılar. XVII. yüzyılın sonlarına kadar Bulgaristan halkı barış içinde yaşadı. Osmanlılar Bulgarlara karşı bir İslamlaştırma veya temsil siyaseti gütmediler. Ancak Bulgaristan, Yeniçeri ocağı için devşirme bölgesiydi. Eski Bulgar askerî gruplarından bir kısmı voynuk adıyla Osmanlı askerleri arasına alındılar. Bu askerler sonraları yalnız saray atları hizmetine ve ordunun ağırlıklarını taşımaya verildiler. Voynuk köyleri mahallî otoritelerin müdahale edemedikleri imtiyazlı yerlerdi. Bu köyler XIX. yüzyılda birer isyan merkezi haline geldi.
Bulgarlar, genellikle Osmanlı imparatorluğundan reaya adını taşıyan, vergiye tabi çiftçi sınıfları halinde kaldılar. Bütün Hıristiyanlar gibi, Müslümanlardan fazla olarak, cizye adlı bir vergi ödüyorlardı. Bulgar kilisesi, Osmanlı devletinin Ortodoks Hıristiyanlarının reisi olarak tanıdığı, İstanbul Rum patriğine bağlandı. Rum patrikliği, Bulgarları istismar ederek, onları Rumlaştırmaya çalıştı. 1767’de, Bulgar kilisesinin bakiyesi olan Ohri başpiskoposluğu kaldırıldı.
Bulgar halkı içişlerini, dinî yetkileri yanında idarî yetkileri de olan kilise veya köylerde “knez” adlı muhtarlıklar yoluyla yürütüyordu.

Bulgar isyanları. 1443’te Macar ordusu, İzladi (Zlatitsa) derbendine kadar ilerlediği zaman, Sofya ve Radomir Bulgarları ayaklanarak düşmanla birleştiler. XVI. yüzyıl ortalarında Balkanlarda, çoğunluğunu Bulgarların teşkil ettiği hayduk (haydut) denilen çeteler türedi. 1595’te, Doğu Bulgaristan’da Tuna ahalisi Transilvanya ve Eflak voyvodalarının kışkırtmasıyla isyan ettiler. Sinan Paşa, merkezi Tırnova olan bu isyanı bastırdı. Avusturyalılar, 1683’ten sonra Batı Bulgaristan’ı ele geçirdikleri sırada Kutlovitsa ve Pirot bölgelerinde bir kısım Bulgar reayası düşmanla birleşti. Fâzıl Mustafa Paşa bu bölgeyi Avusturyalılardan geri aldı. XVIII. yüzyılda, Bulgarlar, diğer Balkan milletlerinin uyanış hareketine katılmadılar. Şehirlerde yerleşmiş olan ve ticareti ellerine geçiren Rumlar, Bulgar milletinin izlerini silmeye ve onları Rumlaştırmaya çalışıyorlardı. Rumlaştırma hareketine karşı ilk millî tepki Bulgar rahipleri arasında görüldü. Hılander manastırı keşişlerinden Paisiy, Rumların ve Sırpların küçümsemelerine karşı “Bulgar Milletinin, Çarlarının ve Azizlerinin Tarihi” adlı bir eser yazdı. Daha sonra Sofroniy adlı bir papazın, Pazvandoğlu isyanı hakkındaki yazıları görüldü. Rus casusları Balkanlara girerek Ortodoks Hıristiyanları ayaklandırmaya çalışıyorlardı. 1828’de Rus orduları Balkanlara girmeye hazırlanırken Venelin adında bir Ukraynalının Eski ve Yeni Bulgarlar adlı eseri, Rus halkı arasında Bulgarlar lehine bir cereyan uyandırdı. 1828-1829 Türk-Rus harbinde Rus ordusuna katılan Bulgarlar, barıştan sonra Eflak ve Boğdan’a yerleştiler. Osmanlı hükümetinin, kabul etmesiyle tekrar yurtlarına döndüler. Bundan sonra Bulgaristan’da Rus çarları geniş faaliyet gösterdiler. Milliyetçilik hareketlerinin yanı sıra Bulgar okulları açılmaya, Bulgarca gazete ve kitaplar yayımlanmaya başladı. İlk Bulgar gazetesi Tsarigradskı Vestnik 1848’de İstanbul’da yayımlandı. Patrikhane ve Rumlara karşı mücadeleye başlayan Bulgarlar, Rum rahiplerini Bulgar şehirlerinden kovdular (1825). 1870’e kadar süren mücadele, bu tarihte padişahın bir fermanı üzerine Bulgar kilisesinin kurulmasıyla sonuçlandı. Rumların ruhanî meclislerinin, 1872’de toplanarak Bulgarların dinden sapmış olduklarını ilân etmesiyle iki kilise birbirinden ayrıldı. 1835’ten itibaren Bulgarlar, Rusların kışkırtmasıyla büyük isyan ve komitecilik hareketlerine başladılar. Rusya’dan yardım gören bu komitecilerin amacı bir Bulgar beyliği kurmak, isyan hareketleri sonunda, büyük devletlerin müdahaleciyle ortaya bir Bulgar meselesi çıkarmaktı. 1835’te Rus üniformalı Georgi Mamarçev’in idaresindeki Tırnova isyanı; 1841’de Niş’te, 1850’de de Vidin’de Sırbistan komitecilerinin katıldığı Bulgar isyanları bastırıldı. Kırım harbine (1854-1856) Rus saflarında iki bin kişilik bir gönüllü ordusuyla katıldılar. 1856’da Tırnova’da yeni bir isyan hareketi görüldü.
Bütün bu isyanlara ve komiteci faaliyetlerine karşılık, Osmanlı hükümeti Çorbacı nizamnamesi gibi bazı; kanunî tedbirler alarak Bulgaristan’da asayişi korumaya çalıştı. Buna rağmen çeteler ülkeyi karıştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Lyuben Karavelov başkanlığında, Bükreş’te kurulan Bulgar Merkezî ihtilâl komitesi 1869’da, büyük bir isyan hazırlamaya karar verdi. Bu sıralarda kurulan Tuna vilâyetinin başına, geniş yetkilerle getirilen Midhat Paşa, Bulgaristan’a büyük hizmetler yaptığı gibi, komitecilerle de uğraştı. Şair Hristo Botev ve Stefan Stambulov’un yeniden kurdukları İhtilâl Merkez komitesinin 20 Nisan 1875’te Koprivştitsa ve Panagyurişte’de başlattıkları büyük isyan hareketi şiddetle bastırıldı. 1876 Aralık ayında İstanbul’da toplanan büyük devletler, iki muhtar bölge teşkilini teklif etti; bunu kabul etmeyen Osmanlı devletine karşı Rusya harp ilân etti (24 Nisan 1877). Bulgarlar, Rus ordusuna katıldıkları gibi, Türklere karşı tedhiş hareketlerine giriştiler. Ruslar İstanbul önlerine kadar ilerlediler. Harbin sonunda Ruslar ile imzalanan Ayastafanos (Yeşilköy) antlaşmasına göre (3 Mart 1878) Osmanlı devleti, Üsküp, Ohri, Manastır, Görice, Kavala ve Serez’i içine alan muhtar bir Bulgar prensinin idaresinde, büyük bir Bulgaristan kurulmasını kabul etti. Diğer büyük devletlerin itirazı ile toplanan Berlin kongresi (13 Temmuz 1878) ile Dobruca Romanya’ya, Niş bölgesi Sırbistan’a veriliyor, Trakya ve Makedonya çıkarıldıktan sonra, Balkanlar ile Tuna arasında küçük bir Bulgar prensliğinin kurulması kabul ediliyordu.
Bu prenslik, yerli halkın seçip Babıâli’nin tasdikinden geçecek olan bir Hıristiyan prens tarafından idare edilecek, merkezi de Sofya olacaktı. Balkanların güneyindeki başka bir kısımda “Rumeli-i Şarkî vilâyeti” adında muhtar bir vilâyet kurulacak, Babıâli’nin seçeceği bir Hıristiyan vali tarafından idare edilecek ve merkezi Filibe olacaktı. Tırnova’da, çarın gönderdiği prens Dondukov-Korsakov tarafından toplanan kurucular meclisi demokratik bir anayasa kabul etti. 29 Nisan 1879’da toplanan ilk Bulgar parlamentosu, Rus çarının 22 yaşındaki tecrübesiz yeğeni Aleksandır Battenberg’i Bulgar prensi seçti. Prens kısa zamanda meclisi dağıtarak (Aralık 1879) Bulgaristan’ı, Rusya’dan beraberinde getirdiği generallerle idare etmeye başladı. Bunun üzerine memlekette birisi Rus taraftarı, diğeri demokratik batı taraftan iki akım ortaya çıktı.
Avusturya, İngiltere ve Osmanlı hükümetleri, prensliği Rusya’nın tahakkümüne bırakmak istemediler, böylece Bulgaristan’da büyük devletlerin nüfuz mücadelesi başladı. Bulgar prensi yeni Rus çarı ile bozuştu ve anayasayı yürürlüğe koyarak, hükümeti seçimle Karavelov’a devretti. 18 Eylül 1885’te komiteciler bir hükümet darbesi yaptılar, valiyi tutuklayarak, Şarkî Rumeli vilâyetini Bulgaristan ile birleştirdiler ve Aleksandır’ı prens seçtiklerini ilân ettiler. Bulgaristan’ın kuvvetleneceğini düşünerek Rusya’nın karşı çıktığı bu durumu Avrupa devletleri ve umumî siyaset icabı Osmanlı imparatorluğu kabul etti. Bulgaristan Sırplara karşı kazandığı zafer sonunda 3 Mart 1886’da yaptığı antlaşmayla dışarıda ve içeride durumunu kuvvetlendirdi.

Uzun zaman direndikten sonra, prens Aleksandır, Rusların baskısı ile tahtını kesin olarak bıraktı (7 Eylül 1886). 25 Haziran 1887’de Ferdinand von Coburg-Kohary, Bulgar prensi seçildi. Hükümetin başına da Stefan Stambulov geçerek, Bulgaristan’ın iç ve dış ilişkilerini düzene soktu. Ferdinand’ın İtalyan prensesi Mariya-Luiza ile evlenmesinden (1893) Boris dünyaya geldi (1894). Stambulov’un istifası ve öldürülmesinden (1894) sonra, Türkiye aleyhinde Sırbistan ile bir anlaşma imzalandı (1904), fakat Avusturya’nın işe karışması bu faaliyeti engelledi. 1899’da Stoylov kabinesinin istifasından sonra köylü ayaklanmaları oldu ve 1901’de de şiddetli bir malî buhran baş gösterdi. Rusya ve Avusturya’nın nüfuz ve rekabet mücadelelerinden sonra, kanlı tecavüzler pahasına Bulgarlar amaçlarına ulaşarak Makedonya meselesini milletlerarası bir mesele haline getirdiler. 1908 Meşrutiyetinden sonra, Osmanlı hükümeti 100 milyon mark karşılığında Rumeli-i Şarkî eyaletini Bulgaristan’a bıraktı (Nisan 1909). Bulgaristan 3 Ekim 1908’de tam bağımsızlığını ilân etti ve prens Ferdinand çar unvanını aldı. Tırnova başkent oldu. Rusya’nın kışkırtmasıyla Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ bir Balkan ittifakı kurdular ve Türkiye’ye harp ilân ettiler (Ekim 1912). Kırkkilise ve Lüleburgaz savaşlarını kazanan Bulgarlar, 3 Aralıkta Çatalca mütarekesini imzaladılar. Rusya ve Avusturya’nın Balkan devletlerini kışkırtmaları sonucu savaş yeniden başladı ve Bulgarlar Edirne’yi aldılar (26 Mart 1913). Londra’da Türkiye ile Bulgaristan arasında imzalanan anlaşmayla Enez-Midya hattı sınır kabul edildi. Makedonya’nın bölüşülmesi meselesinde anlaşamayan Balkanlı müttefiklerin birbirleriyle savaşmalarından (Haziran 1913) yararlanan Osmanlılar Edirne’yi geri aldılar (20 Temmuz 1913). Bunun üzerine barış istemek zorunda kalan Bulgarlar 10 Ağustos 1913’te Bükreş’te Balkanlılar ile yaptıkları anlaşmayla Makedonya’yı bırakıp Dobruca’yı Rumenlere verdiler. Bulgarlar 29 Eylül 1913 İstanbul antlaşmasıyla de Edirne’yi ve Dedeağaç demiryolunu Osmanlılara bıraktılar.
Birinci Dünya Savaşı sırasında uzun süre çekimser kalan çar Ferdinand, ittifak devletlerine katıldı ve Sırbistan’a hücum etti (Ekim 1915). Ama Vardar vadisi girişinde Selanik ordusunu uzun süre uğraştıran Bulgar ordusunun direnmesi en sonunda kırıldı (15 Eylül 1918) ve 28 Eylülde savaşın ilk mütarekesini kabul etmek zorunda kaldı. Askerî çözülme ve Balkan hoşnutsuzluğu karşısında Ferdinand, oğlu Boris III lehine tahttan çekildi (3 Ekim). 27 Kasım 1919 Neuilly antlaşması Bulgaristan’ın ele geçirdiği toprakların büyük kısmını geri aldı (Ege denizine açıldığı bölüm dahil), ordusunu 33.000 kişiye indirdi ve hava kuvvetlerini ortadan kaldırdı. Boris III, Bulgaristan’ı bir köylü demokrasisi kurmak ve bir güney İslav birliği meydana getirmek için, Yugoslavya’ya yaklaştırmak istiyordu; iktidarının başlangıcında Stamboliyski bir köylü diktatörlüğü meydana getirdi (1919 seçimlerinden sonra) ve çok sıkı baskıya rağmen komünistler ve Makedonyalılar Milletlerarası Devrimci Makedonya teşkilâtını kurdular. 1923’te Alexandr Tsankov yönetiminde bir koalisyon tarafından devrilen Stamboliyski idam edildi. Karışıklık yeniden başladı; toprak reformu taraflısı ayaklanmalar, komünist kışkırtmaları (Bulgar komünist partisinin kuruluşu 25-27 Mayıs 1919); suikastlar (en şiddetlisi bir kilisede 150 kişinin ölmesine yol açtı) ülkeyi karıştırdı ve tepkilere yol açtı. 1927’ye doğru daha da ciddileşen bu yarı-devrimci durum, kral kişiliğini kabul ettirmeye başladıkça duruldu. 1934’te Boris, Anayasayı yürürlükten yeniden kaldıracak, M.D.M.T.’yi kapatacak, S.S.C.B. ile ilişkileri yeniden kuracak ve yeniden Yugoslavya’ya yaklaşacak (1937 antlaşması) kadar otorite kazandı. Dört yıl sonra parlamento yeniden toplanınca kralın kişisel gücü aynı kaldı; ama git gide faşist Almanya ve İtalya’nın etkisine girdi. 1940’ta S.S.C.B., Romanya’dan Besarabya’yı alınca Bulgaristan da güney Dobruca’nın kendisine bırakılmasını sağladı (7 Eylül). Hitler S.S.C.B.’ye hücum etmeden önce, Bulgaristan’ın tarafsızlığını sağlamak için Viyana antlaşmasını yaptı (1 Mart 1941); Bulgaristan’ı Wehrmacht’a işgal ettirdi (18 Mayıs 1941); ama Bulgar kuvvetlerinin Yunan ve Sırp Makedonyalarına girmelerine ve bu bölgeleri ilhak etmelerine izin verdi.

Bununla birlikte Boris’in Hitler ile çatışmalı geçen bir görüşmeden dönerken Naziler tarafından öldürülmesi (28 Ağustos 1943), Bulgar-Alman ittifakının çürüklüğünü gösterir. Ama Almanya 1941-1942’den itibaren Bulgaristan’ı Anglosaksonları karşı savaşa sürükledi ve komintern’e karşı pakta katılmasını sağladıysa da (Aralık 1941), S.S.C.B. ile ilişkilerini kestiremedi; Sofya savaş sırasında hem alman hem de Sovyet askerî ataşelerinin bulunduğu tek başkent oldu. 1944’te Sovyet orduları Bulgar sınırına ulaşınca S.S.C.B. Bulgaristan’a savaş ilân etti (5 Eylül); çatışma ancak 24 saat sürdü. S.S.C.B. Bulgaristan’ı işgal etti ve III. Reich’e karşı savaşa katılmasını sağladı; o tarihte 450.000 Bulgar, Yugoslavya ve Macaristan’daki savaşlarda mareşal Tolbuhin komutasındaki Sovyet kuvvetlerinin yanında çarpıştı. 9 Eylül 1944’te patlak veren ayaklanmadan sonra Vatan cephesi desteğiyle kurulan bir hükümet, ittifakın yıkılmasını kolaylaştırdı. Hükümet Zveno adlı bağımsız partinin başkanı Kimon Georgiev yönetiminde, Nazi Almanya’ya bütün düşman kütleleri (çiftçiler, sosyalistler, komünistler, radikaller) içine alıyordu. Bu hükümet iki alanda faaliyet gösterdi: ittifak devletleriyle barış yapmak (Moskova mütarekesi, 28 Ekim 1944) ve Nazi taraftarlarını ülkeden çıkarmak için Almanya’ya karşı savaşmak (2680 kişi ölüme mahkûm edildi; aralarında ülkeyi 1943’ten beri genç çar Simeon II adına yöneten üç naip [Prens Kiril, general Mihov, eski başbakan Filov] de vardı).
Sıra yeni rejimin gelecekteki eğilimini belirlemeye gelince, ilk amaçlarını gerçekleştiren Vatan cephesi dağıldı; dağılmanın sebebi çiftçiler birliği başkanı, eski Meclis başkan vekili Nikola Petkov’un seçimler sırasında komünist partisiyle ortak liste hazırlamayı reddetmesiydi. A.B.D. ve Büyük Britanya’nın işe karışmasına rağmen komünist partisinin emirlerine uyan Vatan cephesi, tutumunu değiştirmedi; 18 Kasım 1945 seçimlerinde kesin başarı kazandı. Bununla birlikte 27 Ekim 1946’da muhalefet partilerinin (çiftçiler ve sosyalistler) seçime katılmalarını kabul etmek zorunda kaldı; muhalifler oyların üçte birini aldılar ve 100 milletvekilliği (69’u çiftçi) kazandılar. Ne var ki, muhaliflerin bu nispî başarısı muhalefet önderlerinin Bulgar hükümetinin kara listesine girmesine yol açtı; Nazilere karşı savaştaki kahramanlıklarına ve batı devletleri temsilcilerinin bütün kurtarma çabalarına rağmen Nikola Petkov idam edildi. Bu tarihten itibaren iktidarı tek başına elinde tutan Komünist partisi muhalifleri ortadan kaldırdı, cumhuriyeti ilân etti (8 Eylül 1946 referandumu) ve meclis başkanlığına Georgi Dimitrov’u getirdi. Dimitrov eski komintern genel sekreteriydi: uyruğuna geçtiği S.S.C.B.’den geliyordu. Bu tarihten itibaren ülkenin bir halk demokrasisi haline getirilmesi için çalışmalar horlandırıldı ve gerekli tedbirler alındı: özel toprakların yüzeyini en çok 20 ha’da sınırlayan (Dobruca’da 30 ha) toprak reformu, ortaklaştırmanın artırılması (köylü ailelerinin yüzde 50’den çoğu, toprakların yüzde 50’ye yakını), devletleştirme (millî iktisatla özel sektör payını iki yıl içinde yüzde 5’e düşürmeyi öngören 1946 kanunu) ve planlama (1949-1953 ve 1953-1958 arası iki beş yıllık planın gerçekleştirilmesi) gibi ilk beş yıllık planın amacı temel sanayi üretiminin arttırılmasıydı; ikinci beş yıllık planın amacı ise köy iktisadının geliştirilmesiydi (üretimin makineleştirilmesi, köylere elektrik verilmesi, toprakların verimli kılınması). Köy iktisadına önem verilmesi tamamıyla tarıma dayanan bir ülkede çabuk sanayileşmenin tehlikeli sonuçlar doğuracağına inanılmasıydı. Ayrıca Haziranda oylanan Anayasa, 4 Aralık 1947’de yürürlüğe girdi. Bu Anayasa Rus ve Yugoslav anayasaları örnek tutularak hazırlanmıştı. Böylelikle Bulgaristan, birkaç ayrıntı dışında (mülkiyet hakkının tanınması) tam manasıyla bir halk cumhuriyeti halini aldı.
Bulgaristan’ı S.S.C.B.’ye bağlayan ilişkiler sıklaşmaya başladı. Bulgaristan’a eski ele geçirdiği topraklardan yalnız güney Dobruca’yı bırakan ve ordusunu 55.000 kişiye indiren Paris antlaşmasına (10 Şubat 1947) rağmen Bulgar ordusu Sovyet yönetimi altında hızla yeniden kuruldu ve 1953’te 500.000 kişiye yaklaştı. Dinî alanda, 1393’te ortadan kalkan Bulgar patrikliği yeniden kuruldu; ama aslında Moskova patrikliğine bağlandı (1953). Diplomatik alanda Bulgaristan’ın büyük bir bağımsızlığı yoktur, Dimitrov, Tito ile anlaşarak halk cumhuriyetlerini federasyon haline sokmaya çalıştıysa da bu işten caymak zorunda kaldı. Ama Dimitrov ölünce (1949) yerine geçen Kolarov (1949-1950) ve Çervenkov (1950-1956) zamanında Bulgar-Yugoslav ilişkileri git gide gerginleşti. Gerginlik özellikle Bulgar meclis başkan vekili Kostov, Belgrad ile anlaşmayla suçlanıp ölüme mahkûm edilince (1963’te yanlışlığa kurban gittiği resmen açıklandı) iyice arttı.

O tarihten beri S.S.C.B.’yi örnek alan Bulgar hükümeti, Stalinci yöntemleri bıraktı. Kişiye tapınma siyasetine önayak olduğu gerekçesiyle Meclis başkanlığına Çervenkov’ıın yerine Anton Yukov’un, onun yerine de Jivkov’un getirilmesi (1962) bu tutumla açıklanabilir. Bu arada parti de ülkenin idarî yapısını merkeziyetçilikten kurtarmaya karar verdi; bu kararın nedeni bürokratlaşma tehlikesinden kaçınmak ve bazı iktisadî bakanlıkları ortadan kaldırmaktı. Kaldırılan bakanlıkların yerini başkanları bakan seviyesinde olan komiteler aldı. Bu değişikliğin nedeni iktidarın örgütünü sağlamlaştırmaktı (Mart 1959). 1962 Martında Bulgar Millî meclisi, meclis başkanlığına Jukov’u ve bu başkan vekilliğine Tsankov’u dört yıl için yeniden seçti. Kasımda Komünist partisi genel sekreteri Todor Jivkov’un yönettiği şiddetli muhalefet bir temizlik hareketiyle sonuçlandı: Jukov ile Tsankov bölücü faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle partiden ve hükümetten atıldılar. Jivkov meclis başkanı seçildi, parti yöneticiliğini de sürdürdü. 1964’te Millet meclisi praesidium’u başkanlığına Ganev’in yerine Traykov’un getirilmesiyle temizlik tamamlandı. Ama Bulgaristan Sovyetlerle ittifakına bağlı kalmakla birlikte komşularıyla da ilişkilerini geliştirmek istediği için, Arnavutluk ve Yugoslavya’ya karşı şiddetli eleştirilere girişmedi.
27 Şubat 1966 seçimleri Vatan cephesinin zaferiyle sonuçlandı; bu fırsattan yararlanılarak milletvekili sayısı 321’den 416’ya çıkarıldı. Ayrıca hükümet mekanizması yeniden düzenlendi: 7 devlet komisyonu (iş ve ücret, sigorta, makine yapımı, akaryakıt ve enerji, hafif sanayi, besin sanayii, orman ve orman sanayii) bakanlık haline getirildi; böylece kabine üyelerinin sayısı 34’e yükseldi. Todor Jivkov, 11 Mart 1966’da yeniden seçildi; sosyalist ülkeler içinde hem meclis başkanı hem de Komünist partisi genel sekreterliği görevlerini yüklenen tek liderdir.
İktisadî kalkınmayı hızlandırmak için parti merkez komitesinin politbüro’su yeni bir planlama sistemi ileri sürdü: bu sistem iktisadın aşırı merkezîleştirilmesini sınırlama eğilimindedir. Plan 1966-1970 arasında millî gelirde sanayi payının yükselmesini öngörmektedir.
Bulgaristan dış ilişkilerini de çoğaltmaktadır. Birçok Bulgar yöneticisinin 1966 Ekiminde Paris’e gitmelerinden sonra Sofya’da Bulgaristan ve Fransa ardında üçlü (kültürel, ilmî ve teknik) bir antlaşma imzalandı. Bir ay sonra Sofya’daki amerikan temsilciliğinin ve Washington’daki Bulgar temsilciliğinin elçilik haline getirilmeleri Bulgar dış siyasetinin batıya açılmaya verdiği önemi gösterir.
Türk-Bulgar ilişkileri 1961 yılında bir hayli gerginleşti. Türk hükümeti 1961 Eylülünde Bulgaristan’da yaşayan 900.000’e yakın Türk’ün milletlerarası antlaşmalarla garanti altına alınmış olan azınlık haklarına uyulmadığı gerekçesiyle, Bulgaristan’a bir nota verdi. 1964 Sonlarında Türk dışişleri bakanı Feridun Cemal Erkin’in Moskova ziyaretinden sonra Türk-Bulgar ilişkilerinde belirli bir iyileşme görüldü. 18 Aralık 1964’te Bulgar dışişleri bakanı İvan Başev, Birleşmiş milletlerde “Türk hükümeti, ülkelerimiz arasında askıda kalan meselelerin çözümü için gittikçe artan bir ilgi göstermektedir” dedi. 1965 yılı Ocak ayında Ankara’da Türkiye ile Bulgaristan arasında bir ticaret anlaşması imzalandı. 1966 yılı Ağustosunda da Bulgar dışişleri bakanı Başev, Türkiye’yi resmen ziyaret etti. Bu ziyaretin sonunda, yakın akrabaları 1951 yılından önce Türkiye’ye göç etmiş olan Türk asıllı Bulgar vatandaşlarının Türkiye’ye ihtiyarî göçleri konusunun “makul bir şekilde” en kısa zamanda çözümlenmesi kararlaştırıldı. İki ülke arasındaki bu dikenli mesele, 19 Ağustos 1969’da resmen yürürlüğe giren 14 maddelik “yakın akraba göçü” anlaşmasıyla kesin bir çözüm şekline bağlandı ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye büyük göç başladı.

Anayasa
Bulgaristan eskiden verasete bağlı bir monarşiydi: 15 Eylül 1946’dan bu yana bir halk cumhuriyetidir. 4 Aralık 1947 Anayasası tek bir Millet meclisi (Narodna Sobranie) kurdu; bu meclisin 465 üyesi vardır, dört yıl süreyle seçilirler. Seçmenler isterlerse bu dört yıllık süre dolmadan milletvekillerinin görevine son verebilirler. Meclis yasama gücünü elinde tutar ve iktisadı, maliyeyi ve dışişlerini denetler. Kendisine karşı sorumlu plan praesidium’u seçer. Praesidium bir başkan, iki başkan vekili, bir sekreter ve on beş üyeden meydana gelir; yürütme gücünü hükümetle paylaşır.

EDEBİYAT
IX yy.da Selanik’ten gelen Kiril ve Methodios kardeşler, İslavlara ilk alfabeyi ve ilk dinî metinleri sağladılar. Methodios’un ölümünden (885) sonra, Bulgar prensi Boris, bu din adamlarının frank rahipleri tarafından Moldavya’da eziyet edilen ve kovulan çömezlerini ülkesine kabul etti; böylece eserlerini korudu. Oğlu Simeon zamanında (893-927) zengin bir dinî edebiyat gelişti. Ohri’li Kliment, Preslav’lı Konstantin, ekzarh ivan, rahip Hrabr ve çar Simeon’un kendisi bu edebiyatın en ünlü temsilcileridir. Çar Simeon çok aydın bir kişiydi ve Yunanlılara karşı güttüğü siyaseti millî bir edebiyat geliştirerek sağlamlaştırmak istiyordu. X. yy.ın ikinci yarısından itibaren kilise Bogomil taraftarlarının sapkınlığıyla savaşmak zorunda kaldı. Bu mezhep taraftarları yüzyıllar boyunca eziyetlere karşı direndiler ve birçok düzmece yazılarla, tanrının iki cevherli olduğu üstüne efsaneler bıraktılar. Bulgaristan’da edebiyat Bizans egemenliği altında (1018-1186) varlık gösteremedi; ikinci Bulgar krallığı zamanında (1186-1396) ve özellikle XIV. yy.da yeniden canlandı. Bu yüzyılda patrik Tırnovalı Evtimy ile birçok çömezi Sırbistan, Romanya ve Rusya’ya kadar uzanan bölgede Bulgar edebiyatına ün kazandırdılar. Osmanlı imparatorluğu egemenliği zamanında (1396 -1878), genellikle dinî ve tarihî eserler yazıldı. 1762-1878 yılları arası Bulgar edebiyatının millî Rönesans çağı oldu. Papaz Paisiy’in İstoriya Slavenobolgarskayo (İslav-Bulgar Tarihi) [1762] adlı eseri 1844’te yayımlanarak millî uyanışı hızlandırdı.
Modern edebiyatın yayımlanan ilk eserinin (Bükreş 1806) yazarı piskopos Vracalı Sofroniy, düşünceleri Gabrovd okulunun (1835’te Vasil Aprilov tarafından kuruldu) eğitim sistemini etkileyen pedagog Petr Beron, ilk Bulgar grameri (1835) yazarı rahip Rilalı Neofit, Paisiy’in açtığı yoldan yürüdüler. Rila’lı Neofit sert bir yergi yazarıydı, Bulgar halkının en aydın kişileri tarafından millî bir kilise kurulması için açılan savaş kızıştığı sırada, Aynaroz dağı hapishanesinde öldü (1848). Bu tarihe doğru K. Fotinov ve İvan Gogorov sürekli yayın yapan bir basımevi kurdular ve Petko Slaveykov’un (1827-1895) şiirleri yayımlanmaya başlandı. Slaveykov ilk büyük Bulgar şairidir; edebiyata türlerin çoğunu sokmuştur. Osmanlı egemenliğinin ilk yıllarında siyasî özgürlük havarisi Georgi Rakovski’nin güçlü kişiliği, herkesi etkiledi; Dobri Voynikov (1833-1875) ve Vasil Drumev’in (1841-1901) vatansever dramları, Lüben Karavelov’un (1837-1879) hikâyeleri ve Hristo Botev’in (1848-1876) şiirleri ortaya çıktı. Botev, ülkesinin kurtulmasından iki yıl önce Osmanlılara karşı savaşırken öldü. 1878’den itibaren edebiyat daha serbestçe yayıldı ve kısa sürede gelişti. İvan Vazov (1850-1921) bu dönemin başlıca yazarıdır; şair, hikâyeci ve dramaturgdu; “Boyunduruk Altında” gibi bazı eserleri dış ülkelerde bile büyük ün kazandı. Gelişme döneminin başlıca yazarları şunlardır: şiirde Penço Slaveykov (1866-1912), Peyü Yavorov (1877-1914), Kiril Hristov (1875-1944), Dimço Debelyanov (1887-1916), Todor Trayanov (1887-1945), Hristo Smirnenski (1898-1923), Nikola Vapkarov (1909-1942), Elisaveta Bagryana (doğ. 1894); Nesirde Aleko Konstantinov (1863-1897), Petko Todorov (1879-1916), Yordan Yovkov (1880-1937), Elin Pelin (1878-1949), Angel Karaliyçev (doğ. 1902). 1944’teki rejim değişikliğine kadar Avrupa edebiyatlarının etkisi büyüktü; bu etkinin yerini 1944’ten bu yana Rus etkisi aldı.
Bulgaristan halk edebiyatı önemlidir; özellikle türkülerde kendini gösterir. İlk önemli türkü derlemesi 1861’de Moladenov kardeşler tarafından yayımlandı. Bulgaristan’da ünlü birçok bilgin yetişti. Edebiyat tarihçisi Boyan Penev, filolog Lübomir Miletiç, Yordan İvanov, Aleksandır Teodorov Balan, Stefan Mladenov ve ünlü sözlük yazarı Nayden, Gerov (Plevne’de 1895-1904 arası yayımlanan Bulgarca bir sözlük hazırladı) bu bilginlerin başlıcalarıdır.
1944’teki rejim değişikliği sosyalist gerçekçilik ilkelerine değer kazandırdı. Hükümetler, yazarları desteklerken bir yandan da gözaltında tuttu. Yazarlar eserlerinde halkın yeni görüş ve duyuşlarını canlandırdılar. Şair Kamen Jidarov (doğ. 1902), Veselin Hançev (doğ. 1920), Valeri Petkov (doğ. 1920), Blaga Dimitrova (doğ. 1922), Nevyana Stefanova (doğ. 1923), Bojidar Bojilov (doğ. 1923), Radoy Ralin (doğ. 1923), Damyan Damyanov (doğ. 1935), romancı Syetoslav Minkov (doğ. 1902), Orlin Vasilev, (doğ. 1904), İlya Volen (doğ. 1905), Boyan Bolgar (doğ. 1907), Stoyan Daskalov (doğ. 1909), Kamen Kalçev (doğ. 1914), Andrey Gulyaşki (doğ. 1914), Atanas Nakovski (doğ. 1925) Bulgar edebiyatında bu yeni anlayışın başlıca temsilcileridir.
Sarı Dünya (Tütün) [1951] yazarı Dimitr Dimov (1909-1966) geniş bir ölçüde Makedonya’da yaşayışı canlandıran Dimitr Talev (doğ. 1898), Birinci Dünya Savaşından sonra aydınların hayatını yansıtan Emiliyan Stanev (doğ. 1907) ve İvan Şişman adlı romanıyla tarihî roman geleneğine dönen Kamen Jidarov bu dönemin en başarılı eserlerini verdiler.

GÜZEL SANATLAR
Bizans sınırlarında yaşayan Bulgarlar, ülkelerine, önce steplerin sanatını soktular; Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra bütünüyle süslemeye dayanan bu sanatı bir daha ayrılmamak üzere yerleştikleri ülkenin sanatıyla kaynaştırdılar. Kayaya oyulu Madara Atlısı, Nagy-Scent-Mikloş Hazinesi (Viyana müzesi) ve eski başkentleri Pliska Aboba yıkıntıları arasında bulunan iki saray kalıntısı Bulgarların en eski anıtlarıdır. Pliska Aboba kilisesinde (yalnız IX. yy.da yapılan etekduvarları kalmıştır) ve Preslav sarayı ile kilisesinde (çember planı, mozaikleri ve kakmalı mermerleriyle ilgi çeker) Bizans etkisi görülmeye başladı. Aziz Pantaleimon manastırının harabeleri arasında önemli emaye levhalar bulundu.
İkinci Bulgar krallığı sırasında yapılan anıtların boyutları daha küçüktür. Bu dönemin yapıları özellikle Tırnova’da ve bu şehir çevresindedir. Başlıca özellikleri sadelikleridir; bu sadeliğin nedeni Bogomil’in başlattığı dinî harekettir. Taş dayanaklarda yer yer tuğla da kullanılır; emaye levhalara pek sık rastlanmaz; freskçiler Bizans sanat geleneğine gerçekçilik ve sadelik katarlar (özellikle Sofya yakınındaki küçük Boyana kilisesinde; kilisenin absidindeki “iyilikçi İsa” Bizans sanatının Balkanlar’daki en güzel eserlerinden sayılır.)
Bu sadelik eğilimi Osmanlı egemenliği devrinde de sürdü. Kremikovtsi manastırının (1493), Poganovo manastırının (Yugoslavya, 1500), Tırnova’daki Aziz Petr ve Aziz Pave (XVI. yy.) kilisesinin duvar resimlerinde bu eğilimin örneklerine rastlanır. Ne var ki bu sadelik anlayışı XVII. yy.da yerini Bizans etkisine bıraktı, sonra XVIII. yy. sonunda ressam Hristo Dimitrov ve okulu sayesinde yeniden ortaya çıktı (Plevne, Pazarcık kiliseleri, Backovo ve Rila manastırları).
Minyatür sanatı da bazen Bizans geleneğinin (giyeceklerde), bazen gerçekçiliğin (yüzlerin temsil edilişi) etkisinde kalır. Çar İvan Aleksandır’ın incili (1356, British Museum), Georges Manase’nin kronikleri (1360, Vatikan müzesi) minyatür sanatının en başarılı örnekleridir. Manase’nin kroniklerinde halk yaşayışından sahneler resimlenmiştir.
Taş heykellere rastlanmaz; ama tahta oymacılığında çok üstün eserler vardır: Rila manastırındaki (XIV. yy.) taht ve manastırın kapısı; Lutakovo kilisesinin (XVIII. yy.) frizleri (Sofya müzesi).
1830’dan itibaren siyasetin canlanmasının yanı sıra, sanat hayatında da bir uyanış görülür (Pazarcıkta Meryem Ana kilisesinin yapılması; Rila’da Aziz İvan manastırının yeniden yapılması). Çek asıllı ressam Jan Mrkvicka, yerel giyecek, kişi ve âdetlerden esinlendi; bu yüzden millî sanatçı olarak kabul edildi. Hristo Dimitrov’un oğlu, Zograf Zahari ve torunu Stanislas Dospevski de batılı anlayışta eserler veren ilgi çekici portre ressamlarıdır.
Nikola Petrov izlenimciliği benimsedi. Vladimir Dimitrov, Maistora, Georgi Popov ve Gendov da önemli renkçilerdir. Lazarov heykeltıraşların yurtdışında en çok ün yapanıdır. Gerçeküstücü Papazov ve ekspresyonist Pasin Paris okulundandırlar.

Müzik
• Dinî müzik. İlk İslav havarileri (aziz Kiril ve aziz Methodios Bizans ve İslav dini şarkılarını çevirmeye başladılar. Moravya’dan sürülen çömezleri, Hıristiyan olan Bulgaristan’a sığındılar. Boris I ve oğlu Simeon I tarafından saygıyla karşılandı ve Bulgaristan’da parlak bir İslav kültürü yarattılar. Aralarında en çok ün kazanan aziz Kliment, okullar açtı, nota ve müzik yazısı dersi verdi; ilâhiler besteledi ve kilise koroları kurdu. Yüz yıl sonra Ruslar Hıristiyan olunca (988-989) âyinleri için gerekli elyazmalarını o devirde tek İslav kültür merkezi olan Bulgaristan’da buldular. Bu elyazmalarının eski Bulgarca kopyaları hâlâ Rus kütüphanelerinde saklanmaktadır. En eskisi XI. yy.a ait olan bu kopyalara Bizans neuma’ları eklenmiştir.
Bulgarlar 1018’de Bizans hâkimiyetine girdiler ve bu tarihten itibaren Bizans müzik sisteminin bütün evrimlerini izlediler.
• Modern müzik. Modern müzik okulu ancak geçen yüzyılın sonunda, ülke Türk hâkimiyetinden ayrıldıktan sonra (1878) gelişmeye başladı.
Bu tarihe kadar ülkede yalnız halk müziği vardı. Pek çok Bulgar müzikçisi ülkenin folklor müziğini derledi ve inceledi. 40.000’den fazla halk şarkı ve dansının notaları yazıldı. Düzensiz ölçüler (5/8, 7/8, 8/8, 9/8. 11/8 vb.) ve özgün bir tonalite, halk ses ve çalgı müziğinin nitelikleridir.
İlk Bulgar bestecileri geçen yüzyılın sonunda ortaya çıktılar: Emmanuel Manolov (1860-1902), Angel Bukureçtliev (1870-1950), Panayot Pipkov (1871-1942), Dobri Hristov (1875-1941) ve Georgi Atanasov (1881-1931). Bu besteciler ülkenin ilk müzik kurumlarının kurulmasıyla yetiştiler. Bir sonraki besteci kuşağının eserleri beste yapma sanatı bakımından daha ustacadır. Bu kuşaktan şunlar sayılabilir: Panço Vladigerov (1889), Petko Staynov (1896), Lübomir Pipko (1914), Veselin Stoyanov (1901), millî şarkı ve dans topluluğunu kuran ve yöneten Filip Kutev (1903) ve nihayet Marin Goleminov (1908).

SİNEMA
Bulgar sineması, devlet eğitim kuruluşu olarak 1948 yılından beri mevcuttur. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Kültür ve Sanat komitesinin bir bölümüdür (resmî adı Sinema Genel Müdürlüğü); film yapımının sanat, metot, para bakımından yönetimini üzerine alır, çeşitli dalların (bir canlı resim filmleri sektörü ile uzun metraj stüdyosu, belge ve haber filmleri stüdyoları, halkı eğitmek için ilmî filmler hazırlayan stüdyolar, laboratuarlar, vb.) çalışmalarına yön verir ve kontrol eder. Gerçek sinemacılık geleneğinden yoksun Bulgaristan, 1949’dan 1955’e kadar yılda ancak bir veya iki uzun metrajlı film çevirmiştir; bunlar arasında, Boris Borozanov’un Kartal Kalin (1949), Zahari Zandev’in Uyarma (1951), ve Eylül Kahramanları (1953), Bonİslav Saraliev’in İnsanın Şarkısı (1954), Sovyet yönetmeni Serghey Vassiliev’in Şipka Kahramanları (1955) sayılabilir. Bununla beraber 1960’tan itibaren Bulgar film yapımı, yılda yaklaşık olarak ondört filme yükseldi. 1959’da Konrad Wolf’un Doğu Almanya ile birlikte hazırladığı Yıldızlar filmi milletlerarası bir başarı sağladı. Bundan sonra birçok Bulgar filmi çeşitli milletlerarası festivallerde dikkati çekti. En iyi yönetmenler arasında şunlar sayılabilir; Binka Jeliaskova (Gençtik, 1962), Lübomir Sarlancev (Zincir, 1964; Badem Kokusu, 1967), Dimitr Petrov (Yüzbaşı, 1962), Nikola Korabov, Yanko Yankov, Valo Radev (Şeftali Hırsızı, 1964; Uzun Gece, 1966) ve özellikle Rangel Valçanov (Küçük Adada, 1958; Güneş ve Gölge, 1962; İlk Ders, 1960) ile Borİslav Saraliev (Zırhsız Şövalye, 1966). Ayrıca senaryo yazarı Angel Wagenstein’i de unutmamak gerekir. Sinema seyircilerinin sayısı özellikle (yılda 126 milyon seyirci, yani adam başına 15 bilet). Bu durum, sinemanın, televizyonun rekabetine rağmen, önemini yitirmediğini gösterir. Sinemaların sayısı yirmi yılda 165’ten (1944), 2.973’e (1967) çıkmıştır.
BULGAROPHYGON. Esk. coğ. Bizans İmparatorluğu’nun VIII.-XIII. yy.da Trakya bölgesindeki istihkâm ve piskoposluk merkezi. Bulgar çarı Krum burayı zaptetti (812). Bugün Babaeski.
BALKAN TÜRKLERİ, Büyük Hun birliği için tarihî Türk boylarındandır. Bulgar adının tarih kaynaklarında ilk anılışı, 482 tarihinde imparator Zeno’nun Bulgarları yardıma çağırması dolayısıyladır. Menşeleri hakkında kesin bilgi yoktur. Tuna, Dnieper ve Don ırmakları yöresinde yaşamış olan Kutugur’lardan türedikleri sanılmaktadır. Bu Türk topluluğunun, zamanla Karadeniz’in kuzeyine sürüklenmesi, Tuna Bulgar devletinin kurulmasını kolaylaştırdı. İlk Bulgar topluluğu ise 583 yıllarında Dulo ailesine mensup Kubrat’ın (583-642) başkanlığı altında meydana getirildi. Bu birlik, başlıca üç gruptan teşekkül etmişti: birinci topluluk yeni kurulan Hazar devleti egemenliğine girmiş, ikinci grup İdil (Volga) ırmağı boyunda Büyük Bulgaristan devletini kurmuş, üçüncü grup ise Hazarlardan ayrılarak Tuna mansabında yerleşmişti. Bu sonuncular, Bulgar Türklerinin esas kütlesini meydana getirdiler ve hanları Kubrat’ın ölümü üzerine oğlu Asparuh’un (679-701) idaresi altına girdiler. Devrin daha kudretli bir devleti sayılan Hazarların baskısıyla Dniester ırmağı kıyılarından çekilerek, Tuna nehri mansabında Bulgar hanlığını kurdular. Çeşitli Bulgar Türk sülâleleri tarafından idare edilen bu hanlığın en kudretli dönemi Kurum Hanın oğlu Omurtag’ın çağı (802-815) oldu. Egemenlikleri üç yüz yıl sürdü. Hanlığın başkenti, Şumnu’ya yakın Pliska Aboba şehri idi.
Bulgar hanlığına ait yazıtlardan kırk kadarı ele geçmiştir. Bunların hepsi Yunanca’dır. On biri Omurtag Hana aittir. Metinler içinde birçok Türkçe kelime de görülmektedir. Bunlar yardımıyla en eski Bulgar Türkçe’sinin ana gramer ve şive ayrılıklarını tespit etmek mümkün olmuştur.
Tuna boyu Türk Bulgarlarının ağabeyleri sayılan İdil boyu Bulgarlarının kurduğu Büyük Bulgaristan ise, Birinci Bulgaristan’ın dağılışı üzerine kuruldu. Haklarında en eski ve toplu bilgiye, 933 tarihinde halife Muktedir tarafından İdil Bulgarlarına gönderilen heyet üyelerinden İbni-Fadlan’ın eserinde rastlanır. Birbirinden uzak iki Bulgar Türk topluluğunun, kültür bakımından farklı seviyede olduğu anlaşılmaktadır. Bu ayrılık, özellikle V. yy.dan sonra, birkaç kola ayrılan Bulgarların yerleştikleri iklim, milletlerarası ilişkiler ve coğrafya şartları etkisiyle vücuda, gelen millî karakterlerde kendisini gösterdi. Nitekim, Büyük Bulgaristan Türkleri, daha VII. yy.dan başlayarak Arap ve komşu Türk boylarının etkisinde kalarak X. yy.da İslâmiyeti kabul ettikleri halde Tuna boyu Bulgarları Bizans ye Slav etkileriyle IX. yy.da Hıristiyanlığı benimsediler. Doğu kaynaklarına göre İdil boyu Bulgarları Tuna’dakilere nispetle, oldukça kabiliyetli, ticaret, tarım ve sanata hevesli; savaştan çekinen barışsever bir topluluktu. Arap tarihçi ve coğrafyacıları İdil Bulgarlarını, genellikle, yerleşik ve kuvvetli bir medeniyete ve kişiliğe sahip bir millet olarak tasvir ederler. Hatta İbni-Fadlan, eserinde: Bulgar, Oğuz ve Hazar devletlerinden söz ederken, teşkilâtça Bulgarların Tukiyu ve İskit devletlerinden üstün olduklarını belirtmeye lüzum görmüştür. Kaşgarlı Mahmud’a göre ise bu Bulgarlar, bugünkü güney steplerinden başlayarak Bizans sınırlarına kadar uzayan büyük bir alanı kendi idareleri altında tutmuşlardır. Bu kadar büyük ve kuvvetli olan, kültür seviyesi komşularına göre yüksek sayılan Bulgar Türklerinin, kendilerine göre millî bir dil ve kültürleri bulunduğu muhakkaktır. XII. yy.da Bulgar şehri kadısı Yakup ibni Nu’man’ın “Bulgar Tarihi” adlı bir eser meydana getirdiği bilinmektedir. Ayrıca İdil boyu Bulgarlarına ait birkaç sikke ve mezar taşı kitabesi vb. ele geçmiştir. Tuna boyu küçük Bulgaristan’a ait yazıtlarla Büyük Bulgaristan’a ait malzeme üzerine yapılacak karşılıklı araştırmalar, Türk kültür tarihi ve dili için önem taşımaktadır. Her iki alandaki Bulgar Türkleri, İslav tesirinin görülmesinden önceki eski devirlerde kendi millî karakter ve dillerini koruyarak ona gereken değeri vermiştir. İkisine ait şive ve dil özellikleri birbirini tamamlayacak değerdedir.
Eski Bulgar şivesi ve karakteri hakkında sürülmüş değişik görüşler vardır. Arap tarihçi ve gezginleri bu konuda birbirini tutmayan bilgiler vermektedirler. Ekseriyetle bu Türkçe’yi Hazar Türkçe’sinden saymaktadırlar. Kaşgarlı Mahmud ise tersine Bulgarca’yı Kıpçak, Yemak, Suvar ve benzeri Türk şiveleri içerisinde ele alır. Gerçekte ise Bulgar Türkçe’si, eski İdil Bulgarları ile aşağı yukarı aynı alanda yaşayan ve bir dereceye kadar bazı fonetik dil özelliklerini koruyan Çuvaşça grubunda sayılır. Etnik yönden de Çuvaşların, Bulgarların kalıntısı olmamakla birlikte eski Bulgar ili unsur ve tebaasından olduğuna şüphe yoktur.
Her iki Bulgar ili Türkçe’si bir birlik kurarak Bulgar şive grubunu meydana getirirler. Nitekim 1905 yılında bugünkü Bulgaristan’ın Çatalar köyünde elde edilen yazıttaki “şegor alem” kelimeleri sayesinde Tuna Bulgarlarına ait Türk takvimindeki adlar meydana çıkarıldı. Tuna boyu Bulgar Türk hanlar şeceresindeki sayı adları ile İdil boyu Bulgar mezar taşlarındaki sayılar arasında, tam bir fonetik ve filolojik uygunluk olduğu anlaşıldı.
Bulgar Türkçe’si bünyesinden kalma dil yadigârları beş esas bölümde toplanır: 1) Hun Türklerinden kalma birtakım kelimeler; 2) Tuna Bulgarlarına ait han şeceresindeki kelimeler: 3) Bizans kaynaklarında rastlanan özel adlarla birlikte onomastik unsurlar; 4) Rus ve Arap kaynaklarındaki bazı kelimeler; 5) İdil boyu Büyük Bulgarlara ait mezar taşı kitabeleri. Bulgar Türkçe’sini karakterize eden bu kaynaklar, Türkoloji bilginlerince, inceden inceye araştırılmıştır. Özellikle, Tuna Bulgarca’sı yadigârlarından sayılan Bulgar Türk hanları şeceresindeki kelime hazinesi, dikkati çekmektedir. Tamamıyla eski Türklerin kullandıkları takvim üzerine tespit edilen bu kronolojide yıl ve ay adları fonetik ve morfolojik yönlerden eski Bulgar Türkçe’sinin varlığını ve karakterini ortaya koyacak seviyededir. Buna karşılık Arap tarihçi ve gezginlerinin “Hazar devleti” kardeşi olarak göstermeye çalıştıkları Büyük Bulgaristan Türklerine ait mezar taşları kitabeleri ise, karakterce karışık ve birçok yönüyle gerçek Bulgarca’dan ayrılmış sayılabilir. Arapça ve Türkçe yazılan bu kitabelerde, ne de olsa eski Bulgar şivesine ait birtakım unsurlar da bulunmaktadır. En eski mezar taşının ve kitabesinin 1245 yılına ait olanında, Bulgarca’ya ait hiçbir şey bulunmamasına rağmen, daha sonraki çağlarda yazılmış olanlarda, her iki Bulgar ili Türkçe’sinin karakterini bulmak mümkündür. Bunlar eski Bulgar vatanının öz halkına aittir. Arap ortografisine uygun yazılan mezar taşlarındaki Türkçe unsurların ağır basan gramer tarafı, en basit bir mukayese sonucunda, Çuvaş Türkçe’siyle açıklanabileceğini belli eder. Böyle karşılaştırmalar sonucunda Bulgar Türkçe’sinde, tıpkı Çuvaş şivesinde olduğu gibi, Türkiye Türkçe’sindeki “ş” sesi “l” ile, “z” sesi de “r” ile karşılanmış ve değerlendirilmiştir. Bu bakımdan Bulgar Türkçe’si, diğer birtakım yakınlıklar dışında, tamamıyla Çuvaş Türkçe’sine uymaktadır. Aynı gramer paralelliğinin Moğolca’da da oluşuna bakılırsa, eski Bulgar Türkçe’si kardeşi sayılan Çuvaş şivesi yolu ile Moğol dili mihveri içerisinde yer almaktadır.
Böylece, Türk şiveleri tasnifinde kendi başına bir grup teşkil eden “Bulgar Türkçe’si”, içerisinde eski Bulgar şivesiyle birlikte Hazar, Suvar, bugünkü Çuvaş şivelerini de alarak bütünüyle tarihî “Batı Hun Türkçe’si” grubunda yer almaktadır. Bu gerçek yalnız “l-ş” ve “z-r” gibi fonetik değişmelerde değil, diğer birtakım morfolojik özelliklerde de görülür Nitekim, eski Bulgar Türkçe’sine ait sayı eklerinden bazıları, bugün bile canlı Çuvaş şivesinde yaşamaktadır. Aynı şey isim yapan “-ık, -uk” ve “ik, -ük”; “-mış, -miş” vb. ekler için de söylenebilir.
Bulgar şivesinin tarihî gramer özelliklerini belirten bu vesikalar dışında, Bulgar devletinin diğer sosyal ve devlet kuruluşunu aydınlatmaya yarar birtakım faktörler de vardır. Bunlardan birincisini kağan, han, tarkan, boyla, tanrı, tudun vb. rütbe, unvan, lakaplar meydana getirir.
İkincisi Çakar, Kuvyar, Yupan, Ohsun, Bulgar gibi kabile, uruğ soy ve boy adlarıdır.
Üçüncüsü bilhassa Türk Bulgar hanlarına ait olan Yabguhan, İsbul, Kormişos, Kubrat, Esperih, Kurum, Omurtag, Sevar, Sovineh, Bayan, Umor gibi özel adlardır.
Nihayet kronoloji dışında, çeşitli siyaset ve toplum hareketleri dolayısıyla, kaynaklarda geçen on iki hayvan adlı takvimdeki hayvan adları, tarihî bir değer taşımaktadır. Ay adları ise eski Türklerde olduğu gibi, tamamıyla sayılardan meydana gelmiştir.
Eski tarihî Bulgar Türkçe’sine ait birtakım dil unsurları, Rus ve Macar dillerinde de yerleşmiştir. Yeni araştırmalar, bu çok eski Türk kültürü taşıyıcılarının, tarih boyunca oynadıkları rolün tespitini kolaylaştırmaktadır. Bilhassa, İdil boyu hâkimiyetinin uzun zaman Bulgarların elinde bulunuşu, bu Türk boyunun önemini bir kat daha artırmaktadır.
Kavim adı benzerliğine dayanarak bugünkü Kuzey Kafkasya’da oturan Balkar, kendi deyimleri ile Malkar Türk boyunu bu eski Bulgar Türklerinden sayanlar da vardır. Fakat, bunu ispatlayacak tarihî kaynaklar yok gibidir. Bugünkü şive veyahut ağız özellikleri, bu çok önemli konuyu aydınlatacak derecede değildir. Bazı ihtimallere dayanarak, bunların Bulgar Türklerinden ayrılıp geldiklerini söyleyenler olduğu gibi aksini ileri sürenler de vardır.

Powered by

Leave a Reply

Latest works

This part of sidebar is using custom fields. If you wish to display your artworks here, simply create a new category, for example "Artworks". Take note of the category's ID. Then open works.php and edit the number of the category.

photo photo photo

Ads